Dünya genelinde planlanan ya da inşa aşamasındaki rüzgâr ve güneş enerjisi projelerinin toplam kapasitesi 2025 itibarıyla yüzde 11 artarak 4,9 TW’a yükseldi. Ancak temiz enerjideki bu büyümenin yönünü artık dünyanın en zengin ekonomileri değil, gelişmekte olan ülkeler belirliyor.
Uluslararası araştırma kuruluşu Global Energy Monitor’ün (GEM) yayımladığı son analize göre, 2024’te 4,4 TW seviyesinde olan küresel proje kapasitesi bir yıl içinde 500 GW artış gösterdi. Mevcut toplamın 2,7 TW’ını rüzgâr enerjisi, 2,2 TW’ını ise güneş enerjisi projeleri oluşturuyor. Bu kapasitenin 758 GW’lık bölümü ise halihazırda inşa ediliyor.

Çin açık ara önde
Küresel ölçekte büyümenin merkezinde Çin yer alıyor. Ülkede şu anda 448 GW’lık rüzgâr ve güneş enerjisi projesi inşa halinde bulunuyor. Planlanan projeler de dahil edildiğinde Çin’in toplam kapasitesi 1,5 TW’a ulaşıyor. Bu rakam, birçok gelişmiş ekonominin toplamından daha yüksek.
Çin’i 401 GW’la Brezilya, 368 GW’la Avustralya, 234 GW’la Hindistan izliyor. ABD’de 226 GW, İspanya’da 165 GW ve Filipinler’de 146 GW düzeyinde rüzgâr ve güneş enerjisi projesi planlama veya inşa aşamasında bulunuyor.
G7 ülkeleri geride kalıyor
Dünyadaki servetin yaklaşık yarısını elinde bulunduran G7 ülkeleri ise temiz enerji yatırımlarında beklenen ivmeyi yakalayamıyor. Bu ülkelerin planlama ve inşa aşamasındaki toplam rüzgâr ve güneş kapasitesi, küresel toplamın yalnızca yüzde 11’ine karşılık geliyor.
G7’nin proje portföyü 2023’ten bu yana yaklaşık 520 GW seviyesinde sabit kalmış durumda. GEM’e göre bu tablo, gelişmiş ekonomilerde ilan edilen iklim hedefleri ile sahadaki uygulamalar arasındaki farkın giderek açıldığını ortaya koyuyor.
“Liderlik el değiştiriyor”
Global Energy Monitor Araştırma Analisti Diren Kocakuşak, rüzgâr ve güneş enerjisindeki hızlı kapasite artışına dikkat çekerek, büyümenin önemli bölümünün geçmişte bu alanda “takipçi” olarak görülen ülkelerden geldiğini belirtti.
Kocakuşak, “Asıl soru, zengin ülkelerin hedefleri ile uygulamaları arasındaki uçurumu kapatıp kapatamayacakları ya da hızla büyüyen bu sektördeki liderliği başka ülkelere bırakıp bırakmayacakları” değerlendirmesinde bulundu.
Veriler, küresel enerji dönüşümünde ağırlık merkezinin Batı ekonomilerinden Asya ve diğer yükselen piyasalara doğru kaydığını ve temiz enerji yatırımlarında yeni bir güç dengesi oluştuğunu gösteriyor.