İstanbul’da düzenlenen basın toplantısında konuşan SHURA Enerji Dönüşümü Merkezi Direktörü Alkım Bağ, Türkiye’nin enerji dönüşümü sürecini değerlendirerek 2026 ve sonrasına ilişkin öngörülerini paylaştı. Yenilenebilir enerjide yakalanan ivmenin korunmasının büyük önem taşıdığını belirten Bağ, yatırım hızının yüksek seyretmesinin beklendiğini ancak lisanssız üretimde şebeke kısıtları nedeniyle haziran ayından bu yana yeni kapasite tahsisi yapılamadığını hatırlattı.
Bağ, 2026 yılında depolamalı yenilenebilir enerji santralleri ile hibrit tesislerin daha yaygın biçimde devreye alınmasının beklendiğini ifade ederek, deniz üstü rüzgâr enerjisinde ise fizibilite çalışmalarının ardından yeni bir Yenilenebilir Enerji Kaynak Alanı (YEKA) süreciyle somut adımların gündeme gelebileceğini dile getirdi.

Şebeke yatırımlarının enerji dönüşümündeki belirleyici rolüne dikkat çeken Bağ, yenilenebilir enerji yatırımlarının hızının artık iletim ve dağıtım şebekelerinin ölçeği ve zamanlamasına doğrudan bağlı hale geldiğini söyledi. Esnekliğin piyasanın temel unsurlarından biri haline geldiğini belirten Bağ, piyasa tasarımında esnekliği ödüllendiren bir yapıya geçişin başladığını ve bu sürecin önümüzdeki dönemde hız kazanacağını kaydetti.
Dağıtım şebekesinin modernizasyonunun bu yılın en kritik gündem maddeleri arasında yer aldığını vurgulayan Bağ, iletim şebekesindeki hedeflere paralel olarak dağıtım tarafında da benzer bir dönüşüm sağlanmasının enerji dönüşümü açısından büyük önem taşıdığını ifade etti. Veri merkezleri ve yeni yoğun tüketim alanlarının artmasıyla birlikte şebeke yönetiminin 2026’dan itibaren daha karmaşık bir yapıya bürüneceğini belirten Bağ, bu sürecin hem altyapı yatırımlarını hem de dijitalleşmeyi zorunlu kılacağını söyledi.
“2026 uygulama yılı olacak”
Enerji ve iklim politikalarında hedeflerin artık netleştiğine işaret eden Bağ, 2026’nın uygulamaların öne çıkacağı bir yıl olacağını belirtti. Pilot uygulamanın ulusal Emisyon Ticaret Sistemi (ETS) kapsamında başlayacağını aktaran Bağ, enerji dönüşümünün sanayi ve ticaret politikalarını hem Türkiye’de hem de uluslararası alanda daha güçlü biçimde şekillendireceğini söyledi.
Kritik mineraller ve tedarik zincirlerinin stratejik öncelik haline geleceğini ifade eden Bağ, elektrifikasyon alanında net hedefler ve yol haritalarına ihtiyaç duyulduğunu dile getirdi. Elektrifikasyon teknolojilerinin yaygınlaşması için açık teşvik mekanizmaları ve düzenlemelerin gerekli olduğunu vurgulayan Bağ, sanayi, binalar ve ulaştırma sektörlerinin öncelikli alanlar olacağını kaydetti.
Yerli kömür ve kapasite mekanizması tartışmalarının arz güvenliği ile karbonsuzlaşma dengesini yeniden gündeme taşıdığını belirten Bağ, kömürden aşamalı çıkış planları ile buna bağlı adil geçiş stratejilerinin hazırlanmasının büyük önem taşıdığını ifade etti. Fosil yakıtlara dayalı geçici çözümlerin uzun vadede kalıcı kilitlenme riskleri yaratabileceğine dikkat çekti.
Yeşil finansman vurgusu
Enerji dönüşümünde finansmanın belirleyici rolüne dikkat çeken Bağ, net sıfır karbon hedefine ulaşmak için yıllık yatırım ihtiyacının mevcut enerji yatırımı ortalamasının 2,5 katına ulaşması gerektiğini söyledi. Sadece elektrik sektörünün karbonsuzlaşması için 2053 yılına kadar yılda ortalama 15 milyar dolarlık yatırıma ihtiyaç duyulduğunu belirten Bağ, bu tutarın küresel ölçekte erişilebilir finansman potansiyelinin oldukça sınırlı bir bölümüne karşılık geldiğini ifade etti.
Türkiye’nin uluslararası yeşil finansmandan daha fazla pay alabilmesi için kapsamlı bir yeşil finansman stratejisi geliştirmesi gerektiğini vurgulayan Bağ, kaynak çeşitliliğini artıracak ve süreci koordine edecek merkezi bir yapının önemine işaret etti. Bu yapının bir “İklim Bankası” modeliyle kurgulanabileceğini dile getirdi.
Yatırımcı güvenini güçlendiren, öngörülebilir ve şeffaf bir piyasa ortamının 2026 yılında kritik rol oynayacağını belirten Bağ, bu dönemin aynı zamanda enerji dönüşümünde hızlanmanın ve politika uyumunun test edileceği bir eşik olacağını söyledi.
Bağ, Türkiye’nin bu yıl ev sahipliği yapacağı Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 31. Taraflar Konferansı’na (COP31) da değinerek, konferansın yalnızca iklim müzakereleri açısından değil, finansman ve teknoloji alanlarında da Türkiye için önemli fırsatlar sunacağını kaydetti.