ABD’de University of Vermont bünyesinde yürütülen ve Ecological Economics dergisinde yayımlanan çalışma, 92 ülkeden elde edilen geniş kapsamlı anket verilerine dayanıyor.
Araştırmanın en dikkat çekici bulgusu, dünya genelinde katılımcıların yaklaşık yüzde 58’inin çevre korumasını ekonomik büyümenin önünde tuttuğunu ortaya koyması oldu.

Çalışmanın baş yazarı Jukka Kilgus, siyasi söylemlerde ekonomik büyümenin baskın bir hedef olarak öne çıktığını ancak verilerin bu algıyla örtüşmediğini belirterek, insanların çoğu zaman “ekolojik ve sosyal refahı” öncelediğini vurguladı.
Bölgesel farklılıklar dikkat çekiyor
Araştırma sonuçları, çevre önceliğinin coğrafi olarak homojen dağılmadığını da ortaya koydu. Buna göre:
Araştırmacılar, bu farklılığın büyük ölçüde ülkelerin refah düzeyi ve kalkınma öncelikleriyle bağlantılı olduğuna dikkat çekiyor.
Klasik demografik kalıplar her yerde geçerli değil
Önceki çalışmalar çevreyi önceleyen bireylerin daha çok genç, eğitimli ve liberal eğilimli olduğunu ortaya koyarken, bu araştırma özellikle Batı dışı ülkelerde bu kalıpların her zaman geçerli olmadığını gösterdi.
Bazı ülkelerde erkekler, daha yaşlı bireyler veya düşük gelir grupları arasında da güçlü çevre desteği gözlemlendi. Bu durum, çevre hassasiyetinin sanılandan daha geniş ve heterojen bir tabana yayıldığını ortaya koyuyor.
Büyüme odaklı yaklaşım tartışmaya açılıyor
Araştırma bulguları, küresel ölçekte yalnızca ekonomik büyümeye dayalı kalkınma modelinin giderek daha fazla sorgulandığına işaret ediyor. Bulgular, sürdürülebilirlik, refah ve çevresel koruma ekseninde yeni politika yaklaşımlarına yönelik toplumsal zeminin güçlendiğini gösteriyor.
Ancak araştırmacılar, çevreyi önceleme eğiliminin doğrudan ekonomik küçülme politikalarına destek anlamına gelmediğini de özellikle vurguluyor.
Çalışma, iklim değişikliği ve sürdürülebilir kalkınma politikaları açısından önemli bir kamuoyu sinyali sunuyor. Veriler, farklı coğrafyalarda geniş bir kitlenin çevreyi önceleyen politikalara destek vermeye hazır olduğunu gösterirken, ekonomik büyümenin tek öncelik olarak görülmediğini de vurguluyor.