Sheffield Üniversitesi araştırmasına göre, dünyanın net-sıfır hedeflerinde önemli bir yer tutan yeşil hidrojen, ulusal enerji sistemleri tamamen temizlenmedikçe gerçekten sürdürülebilir bir yakıt haline gelemeyebilir.
Araştırmada, yeşil hidrojen üretiminin çevresel etkilerini belirleyen en kritik faktörün ülke enerji karışımı olduğu vurgulandı. Bugün dünya genelinde üretilen hidrojenin yaklaşık yüzde 96’sı hâlâ fosil yakıtlardan elde edilen elektrikle üretiliyor — bu da “yeşil” hidrojen iddiasının sürdürülebilirlik açısından sorgulanmasına yol açıyor.

Araştırma ekibi, Japonya, Çin, ABD, Almanya, Fransa ve Hollanda gibi hidrojen teknolojilerinde önde gelen 14 ülkeyi, 2023’ten 2050’ye kadar 20’den fazla üretim ve tedarik senaryosu üzerinden değerlendirdi. Sonuçlar, yeşil kabul edilen hidrojen üretim yöntemlerinin bile şebekeler fosil yakıtlardan arındırılmadığı sürece iklim hedeflerine ulaşmada beklenen etkiyi yaratamayacağını gösterdi.
Çalışmada incelenen yöntemlerden biri olan proton değişim membranlı elektroliz teknolojisi, elektrik şebekesi tamamen yenilenebilir kaynaklara dayalı hale getirildiğinde 2050’ye kadar çevresel etkisini önemli ölçüde azaltabilir. Böyle bir dönüşümle, hidrojen tedarik zincirinin karbon ayak izi mevcut üretime kıyasla yüzde 90’dan fazla azaltılabilir.
Bir diğer kritik senaryo, Birleşik Krallık’ta üretilen yeşil hidrojeni ABD’ye ihraç etmeyi öngörüyor. Bu yaklaşım, iki ülkenin şebeke hedeflerini temiz enerjiye kaydırması halinde hem ticari hem de iklim hedeflerine katkı sağlayabilir.
Sheffield Üniversitesi Yönetim Okulu’ndan Tedarik Zinciri Uzmanı Prof. Lenny Koh, “Yeşil hidrojen fosil yakıt bağımlılığından kurtulma stratejisinin bir parçası olarak görülüyor. Ancak üretimde kullanılan elektriğin kaynağı temiz değilse bu hedefe ulaşmamız mümkün değil.” dedi.
Araştırmanın eş-yazarlarından Dr. Moein Shamoushaki ise, yenilenebilir enerji yatırımlarında yaşanacak gecikmelerin veya politik kararlardaki belirsizliklerin hidrojenin sürdürülebilirliğini olumsuz etkileyebileceğine dikkat çekti.
Yeşil hidrojen teknolojisinin potansiyelini tam olarak gerçekleştirmesi, yalnızca üretim süreçlerinin değil, aynı zamanda elektrik şebekelerinin temiz enerjiye hızlı ve kapsamlı bir şekilde geçişine bağlı görünüyor. Araştırma, politika yapıcılar ve enerji sektöründeki liderler için özellikle 2030–2050 döneminde enerji altyapısının dönüşümüne öncelik verilmesi gerektiğini ortaya koyuyor.