Reuters’ın aktardığına göre, hedef yasal olarak bağlayıcı olacak ve AB’nin 2050 net-sıfır emisyon hedefine giden yolun en kritik aşamalarından birini oluşturacak.

Anlaşmaya göre AB sanayisi, kendi içinde yüzde 85 oranında emisyon azaltımı gerçekleştirecek. Kalan yüzde 5’lik bölümün ise uluslararası karbon kredileriyle karşılanmasına izin verilecek. Bu mekanizma, emisyon azaltımının bir kısmının AB dışındaki iklim projeleri üzerinden telafi edilmesi anlamına geliyor.
Karbon kredisi kullanımını savunan üye ülkeler, bazı sektörler için “mutlak sıfırlamanın teknik ve ekonomik olarak henüz mümkün olmadığını” vurgularken; çevreci gruplar bu yaklaşımın gerçek azaltımın yerini tutamayacağını ve hedefin bütünlüğünü zayıflatacağını belirtiyor.
AB’nin enerji dönüşümü kapsamında önemli araçlardan biri olan yakıt karbon fiyatlandırması da bir yıllık gecikmeyle 2028’e ertelendi. Bu adım, özellikle enerji maliyetleri yüksek olan ülkelerin talebiyle kabul edilen bir “esneklik” olarak değerlendiriliyor.
Üye ülkeler arasında yoğun pazarlık
Hedef üzerindeki anlaşma, özellikle ekonomik yapısı fosil yakıtlara bağımlı olan veya ağır sanayi kapasitesi yüksek ülkelerin çekinceleri nedeniyle uzun süren müzakerelerin ardından sağlandı. Bazı ülkeler, derin emisyon kesintilerinin rekabet gücünü azaltabileceği ve istihdam kayıplarına yol açabileceği konusunda uyarılarda bulunmuştu.
Buna karşın iklim eylemini hızlandırmak isteyen ülkeler, yüzde 90 azaltım hedefinin küresel iklim bilimiyle uyumlu olduğunu ve AB’nin iklim lideri rolünü koruyabilmesi için kritik olduğunu savundu.
Eleştiriler: ‘Karbon kredisi payı çok yüksek’
Bilim insanları ve çevre örgütleri, anlaşmadaki yüzde 5 karbon kredisi kotasının gerçek emisyon azaltımlarını gölgeleyebileceği uyarısında bulunuyor. Karbon kredilerinin doğrulanması, şeffaflığı ve çevresel bütünlüğü, uluslararası iklim müzakerelerinde halen tartışmalı başlıklar arasında yer alıyor.
AB’nin yeni iklim hedefi, Türkiye açısından hem risk hem fırsat barındırıyor: